57_Ölüm_Yıldönümünde_Nâzım_Hikmeti_Otobiyografi_şiiriyle_anmak

Hayatı, sürgünleri, hapislik yılları, aşkları, sevdaları ile Türk şiirinin üstadı, Yahya Kemal Beyatlı’dan şairlik eğitimi almış, ilk şiirlerinde mesnevi öğretilerini işlemiş ve bu öğretileri hayatının her köşesinde hissetmiş büyük usta. Ölümünün 57. Yıldönümünde bile unutulmayan, saygıyla anılan bir şair, Türk şiirinin romantik devrimcisi: Nâzım Hikmet Ran

1902’de Selanik’te dünyaya gelen Nâzım Hikmet, “Otobiyografi” isimli şiirinde doğumunu şöyle anlatır:

1902’de doğdum
doğduğum şehre dönmedim bir daha
geriye dönmeyi sevmem.

Annesi Celile Hanım ilk kadın ressamlardan. Nâzım Hikmet’in resim yapma yeteneğini annesinden aldığı âşikar. Hapislik yıllarında cezaevindeki mahkumlara resim dersi vermiş olan Nâzım Hikmet’in şairliğinin yanı sıra ressamlığı da tartışılmaz. -Ressamlıktan söz ederken aniden aklıma takıldı… Küçük bir parantez açmakta yarar var. Nâzım, Ünlü ressam Abidin Dino’ya “Bana mutluluğun resmini çizebilir misin Abidin?” diye sorduğu an mutsuzluğu nasıl hissediyordu acaba yüreğinde?-

Nâzım Hikmet ilk eğitimini annesi ve sıkça şiirli toplantılar düzenleyen, büyükbabası Nâzım Paşa’dan alır. Henüz on bir yaşındayken ilk şiirini yazar. Orta öğrenimini Galatasaray ve Nişantaşı Sultânilerinde gören Nâzım Hikmet, 1915 yılında Bahriye Mektebi’ne girer. 1918 yılında ilk kez bir dergide şiiri yayınlanır. Bundan sonra yazdığı şiirlerin ardı arkası kesilmez ve bugün bile okurken zaman zaman hüzünlendiren, zaman zaman umutlandıran eserlerini kaleme alır. Hapiste geçirdiği süreçte şiire, tiyatro eserlerine, romana yönelir. Bütün yazdıklarının ana teması memleketi, aklındaki tek şey ise vatanı, sevdasıdır. Ve Nâzım Hikmet hapiste en çok ayrılıkların, hasretlerin çeşidini öğrenmiştir:

kimi insan otların  kimi insan balıkların çeşidini bilir
                                                                           ben ayrılıkların
kimi insan ezbere sayar yıldızların adını
                                                    ben hasretlerin…

Yaşamı boyunca sürgünden sürgüne koşan şair, kendi adına gururludur. Çünkü kimi insanın hayal edemeyeceği şeyleri de yaşamıştır. Hiçbir zaman putların altında ezilmemiş, doğru bildiği yolu sonuna dek yürümüştür. Ekmek parasını alnının teriyle kazanmış, yeri geldiğinde başkalarını üzmemek için yalan söylemiş, hiç inanmamış büyücüye ama kahve falına baktırdığı da olmuş… Türkiye’de eserlerinin yayınlanması, okunması yasaklanmış, kitapları toplanmış, ama dünyanın çeşitli ülkelerinde otuz, kırk dilde basılmış:

hep alnımın teriyle çıkardım ekmek paramı, ne mutlu bana
başkasının hesabına utandım yalan söyledim
yalan söyledim başkasını üzmemek için
               ama durup dururken de yalan söyledim
bindim tirene, uçağa, otomobile,
çoğunluk binemiyor.
operaya gittim,
çoğunluk gidemiyor adını bile duymamış operanın
çoğunluğun gittiği kimi yerlere ben de gitmedim 21’den beri
                    camiye kiliseye tapınağa havraya büyücüye,
                    ama kahve falına baktırdığım oldu
yazılarım otuz kırk dilde basılır
                Türkiyem’de Türkçemle yasak.

Kendini Türkiye’ye, inandığı sosyalist rejime adamış bir şair vatan haini olabilir miydi? Memleketini böylesine özleyen, şiirlerinde memleket hasretini böylesine güzel işleyen bir şair halkı isyana teşvik edebilir miydi? İşlediği düşünülen suçlar yüzünden yaşarken Türkiye Cumhuriyet’i vatandaşlığından çıkarıldı, ölümünden sonra vatandaşlığı geri verildi. Bu suçsuzluğun ölümünün ardından anlaşılması hak mıydı? 57. Ölüm yıldönümünde bile unutulmayan yaşamı ve eserleriyle anılan Nâzım Hikmet’in suçsuzluğunu ilk anlayan kimdi? 

Şiiri kaleme alırken şairin aklından neler geçtiği bilinmez ancak yaşadıkları o anın hislerini bir nebze de olsa anlamaya yardımcıdır. Nâzım, “Otobiyografi” şiirinin son kısmında, içinde daha ne kadar yaşayacağının muhakemesini yaparken, başından neler geçeceğinin de merakı içindedir:

ve daha ne kadar yaşarım,
                              başımdan neler geçer daha
                                                                  kim bilir.     

Bundan sonra çok bir şey geçmedi başından 3 haziran 1963 yılında, 61 yaşında hayata gözlerini yumdu Nâzım Hikmet, hafızalara kazınan şiirleriyle uğurladık onu. 

“Herkese selam, sana hasret” büyük usta!

Haftaya görüşmek ümidiyle.

By admin

One thought on “57. Ölüm Yıldönümünde Nâzım Hikmet’i “Otobiyografi” şiiriyle anmak”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.