Ahmet_Hamdi_Tanpınarın_Arayışı_Huzur

Ahmet Hamdi Tanpınar, Cumhuriyet Dönemi Türk edebiyatının önemli isimlerinden,
eserlerinde ölüm, hüzün, karanlık üçlüsü arasında kaybolan, kaleme aldığı roman ve şiirleriyle
bugünün Türkiye’sine bile ışık tutan yazarlarımızdan. Yazıldığı döneme damgasını vuran en
önemli eseri ise: Huzur.

Huzur, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın huzuru aradığı ancak ararken içinde kendisini bile
kaybettiği bir hikaye. Eser, İkinci Dünya Savaşı’nın başlangıcından bir gün önceki bir zaman
diliminde başlar, savaşın başlamasıyla sona erer. Yani aslında roman, bir günlük bir süreyi
kapsamaktadır. Bu bir günlük zaman dilimi, romanın birinci ve dördüncü bölümlerinde
anlatılır. Yazar, ikinci ve üçüncü bölümleri ise bir yıl öncesine giderek geçmişteki olayları o
güne bağlayan gelişmelere ayırmıştır. Huzur romanında aşk, mutsuzluk, huzursuzluk, hüzün,
karamsarlık gibi temalar ağırlıklı olarak göze çarpar. Romandaki kişiler, hayatları boyunca
aradığını bulamamış, aradığını bulamamanın verdiği iç sıkıntısıyla dolan, hastalıklı
insanlardır.

Huzur romanı, “İhsan”, “Nuran”, “Suat” ve “Mümtaz” başlıklarını taşıyan dört ayrı bölümden
oluşur. Romanın kahramanı Mümtaz annesi ve babasını küçük yaşlarda kaybetmiş, bunun
etkisiyle eksikliğini her zaman hissettiği maneviyatını yeniden kazanmak için hayatına bir
huzur aramaktadır. İhtiyaç duyduğu aile bağını amcası İhsan ve yengesi Macide’den bulur.
Ancak aradığı saf sevgi ve huzuru yakalayamadığını düşünerek mutlu olamaz. Mümtaz,
eserde yer alan Suat ve Fahri gibi olmaktan, dahası sevgisiz büyüdüğü için, bu eksik duyguyu
kötülükle donatmış, hayatlarının her anında bencil kalmış insanlar gibi olmaktan korkar.
Bunlardan kaçtıkça, huzura daha da yaklaştığını düşünür.

Ruhunda açılan yaraları iyileştirecek bir sevgi ve yakınlık peşinde olan Mümtaz, dul bir kadın
olan Nuran’da aradığını bulur, ona aşık olur. Nuran’da ona karşı hissettikleri sonucu evliliğe
kadar uzanan bir yolda onunla yürümeyi kabul eder. Ancak, Nuran’a karşılıksız aşk besleyen
Suat’ın bu evlilik haberini alması üzerine intihar etmesi, Nuran’ın iç dünyasını bilinmeze
sürükler. Yaşadıkları karşısında kayıtsız kalamayan Nuran, Mümtaz’ı terk eder. Bu ayrılığın
yükünü taşıyamayan Mümtaz, tam anlamıyla bir çıkmaza girer. Aradığı huzuru, aşkta
bulacağını sanan başkahraman adeta yıkılır ve bir daha kendine gelemez…
Eser, yazıldığı dönem hakkında bilgiler vermesi açısından da oldukça önem arz etmektedir.
İkinci Dünya Savaşı’nın başlangıcını haber veren Huzur romanı, Cumhuriyet rejiminin

insanlar üzerindeki etkisinden de söz eder. Doğu- Batı karşıtlığının sıkça konu edildiği, zaman
zaman eleştirildiği eserde mekan İstanbul’dur.  İstanbul’un kenar mahalleleri Osmanlı-İslam
geleneklerinin, göreneklerinin yaşatıldığı Doğu’yu temsil eden semtler, Beyoğlu tarafı ise
şehrin Batılılaşmış öteki yarısıdır.


Zıtlıklarla insan yaşantısının, psikolojik tahlillerle de doğu- batı karmaşasının anlatıldığı
Huzur, kişilerin psikolojik durumlarını da göz önünde bulundurarak yazılmış, huzuru aradığı
halde zerresini bulamamış bir Mümtaz’ın hikayesidir. Aradığı huzuru, yalnızca saf sevgide
bulacağını zanneden başkahraman Mümtaz acaba doğru yolda mıydı? Huzur, aslında birinden
görülecek ufak bir sevgi ya da onun kırıntısı mıydı? Aranılması gereken bir şey miydi? Yoksa
huzur da en olmadık zamanda bulur muydu insanı? Sahi, neydi huzur?

Türkolog- Mine Özlem GÜNDÜZ

By admin

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.