Bir_Cemal_Süreya_Klasiği_Üvercinka

Laleli\’den dünyaya doğru giden bir tramvaydayız

Cemal Süreya, yaşamı, şiirleri ve sosyalist yanıyla İkinci Yeni şairleri arasında en dikkat
çeken isimlerdendir. Altı yaşındayken ailesi Erzincan’dan Bilecik’e sürülür. Maddi ve manevi
eksikliğin hat safhada olduğu o günlerde bir de annesini kaybeder. Süreya’nın çocukluk
yılları; üvey annenin zulmü, anne özlemi, yalnızlık, kimsesizlik ve yoksulluk ile geçer.

Şiirlerinin ana temasını da bu onu yoran ve acı veren yoğun duygular oluşturur.
Cemal Süreya’nın da bağlı olduğu, İkinci Yeni şiir hareketi, Cumhuriyet dönemi Türk
edebiyatında 1950’li yıllarda başlar. Ünlü edebiyat tarihçilerinden Asım Bezirci, İkinci Yeni
Akımın’ın özelliklerinin “gelenekten kopma, biçimciliğe kayma, değiştirim, karıştırım, özgür
çağrışım, soyutlama, anlamsızlık, imgeleme, us dışına çıkma, güç anlaşılma, okurdan
uzaklaşma, halka sırt çevirme, çevreden ayrılma ve kaçış” olduğunu söyler. Bu bağlamda
Cemal Süreya’nın tüm şiirlerini gözden geçirirsek, İkinci Yeni şiirinin en başarılı örneklerini
verdiğini söylemek mümkündür. “Üvercinka” da bu akımın özelliklerini taşıyan, içerdiği aşk
metaforuyla dillere destan olan bir şiir niteliğindedir.

“Üvercinka” ile ilgili bir hikaye de mevcut. Benim açımdan bakıldığında oldukça ilgi çeken
bu hikaye şu şekilde:

“Daha orta ikideydi Süreya, Seniha ile tanıştığında. Onun o güzelliğine daha ilk görüşte
vuruldu. Derslerde, Seniha’nın kıpkızıl saçlarından gözlerini alamıyordu. Bir gün, eline
tebeşiri aldı ve kara tahtaya yazdığı şu satırlarla açıldı ilk aşkına:

“Seni sevdiğim anda her şey kızıl oldu, masmavi defterim kızıl mısralarla doldu.”
Evlendiler. ”Gibisi olmayan adam” derdi Seniha Süreya’ya, Süreya da aşık olduğu kızıl saçlı
kadına, ”Gibisi olmayan yar” derdi. Zaman içerisinde her şey güzel giderken, maddi
imkansızlıklar ve geçim sıkıntısı yüzünden aralarında anlaşmazlık ve tartışmalar başladı.
Kendini oldukça çaresiz ve eksik hissetmeye başlayan Cemal Süreya, Eskişehir Vergi
Dairesi’nde çalışırken tanıştığı kıza aşık oldu. Ardından “Üvercinka” şiirini yazdı…”
Bu aşkın devam etmediği rivayet edilir, Cemal Süreya’nın da adını bile bilmediğimiz o kadını
hayatı boyunca unutmadığı… O, Seniha ile evli kalacak, aklında derin muhakameler yaparak
Üvercinka’yı bırakacak, ayrıldıkları ağustos gününü;

“Acıların adını, ağustos koymalılar.” Diyerek yad edecektir…
Derin anlamıyla, gerçekliğe dayanan acı bir aşkın öyküsünden beslenen, kimi yerde ihanetin,
kimi yerde sadakatin izlerini taşıyan şiir “Üvercinka” ne diyordu?

“Böylece bir kere daha boynunlayız sayılı yerlerinden
En uzun boynun bu senin dayanmaya ya da umudu kesmemeye
Laleli\’den dünyaya doğru giden bir tramvaydayız
Birden nasıl oluyor sen yüreğimi elliyorsun
Ama nasıl oluyor sen yüreğimi eller ellemez
Sevişmek bir kere daha yürürlüğe giriyor
Bütün kara parçalarında
Afrika dahil …


Bu arada “Üvercinka” güvercin kadın demekmiş… Cemal Süreya’nın onu özgürlüğe kanat
çırpması için göndermesinden de anlaşılmıyor mu zaten?

Haftaya görüşmek ümidiyle…

Türkolog- Mine Özlem GÜNDÜZ

By admin

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.