Bir_Suçun_Öyküsü _Suç_ve_Ceza

“Hastalık mı suçu doğuyordu, yoksa suç mu kendi yapısına uygun, hastalığa benzer bir şeyleri geliştiriyordu?” sorusu ile zihinleri bulandıran, suç varsa ceza kaçınılmazdır olgusunun somut delili, bir suçun öyküsü: “Suç ve Ceza”.

Dünya edebiyatının en büyük yazarlarından Fyodor Mihayloviç Dostoyevski, bizim bildiğimiz kısa adıyla Dostoyevski’nin “Suç ve Ceza” isimli romanı 1866 yılında yayınlandı. Dönemin sosyalist rejimi hakkında da bilgiler sunan eser, 1866 yılında Rusya’nın düzeni hakkında da ipuçları vermekte. 

Yazar, eserini kaleme almadan önce birçok şey yaşamış, yaşadıklarının bir kısmını da bu romanında en gerçek haliyle yansıtmıştır. Dostoyevski’nin hayatı ve hapislik yılları hakkında birkaç bilgi Suç ve Ceza’nın aslında yazarın kendi hayatını ele alan yegane eserlerden biri olduğuna kanıttır. Yazar, 1849 yılında I. Nikola’nın rejimine muhalif “Petraşevski” grubunun üyesi olduğu gerekçesiyle tutuklanmış, idam istemiyle yargılanmak üzere iken cezası sürgün ve zorunlu askerliğe çevrilmiş, Sibirya’ya gönderilmiştir. Suç ve Ceza’yı da Sibirya’da sürgünde olduğu zamanlarda yazmıştır. Ruhunda silinmeyen izlerin sürgün yıllarında oluştuğunu kaydeden yazar, yaşadıklarının acı tecrübelerini de eserde işleyerek okuyanı sorgulamaya yönlendirir.

Eserin başkahramanı Raskolnikov, bir hukuk öğrencisidir. Annesinden ve kardeşinden gelen maddi yardımlarla okulunu bitirmeye çalışır. Zor şartlar altında, annesinden gelen yardımların azalması ve zamanla bitmesi üzerine bunalıma girer,  değerli eşyalarını bir tefeci kadına rehin bırakarak hayatını devam ettirmeye çalışır.  Dört ayı aşkın süre evin kirasını veremez,  evin sahibi de onu mahkemeye vermekle tehdit eder. Tüm bunlar arasında Raskolnikov, kız kardeşi ile beraber kalan tefeci kadına adeta köle olmuştur. Eline geçen tüm parayı tefeci kadına verir, kendisi ise zaman zaman aç ve yersiz yurtsuz bir hayat yaşamaya başlar.  Raskolnikov içinde bulunduğu durumun bunalımı ve yaşadıklarının tesiriyle, bu kadının toplum için  zararlı olduğunu düşünmeye başlar, yaşamayı hak etmediğine ve ölümünün toplum için yararlı olacağına inanır.

Tüm bu düşünceler içinde uykuya daldığı bir gün, kötü bir rüya görerek uyanır. Olduğu yerden kalkar, aşağıya iner, oradan bir balta alarak tefeci kadının evine gider. Ona bir kül tablası uzatır, kadın kül tablasına bakarken,  o baltayı kadının kafasına indirir. Dolaptan rehin verilmiş birkaç parça altını alır. Kaçmaya çalıştığı sırada yaşlı kadının kız kardeşiyle içeride karşılaşınca paniğe kapılır ve tefeci kadının masum  kız kardeşini de öldürmek zorunda kalır. Tüm yaşananların acısı, içsel çatışmalar, suçluluğun pişmanlığı ve tedirginlik bu noktadan sonra başlar. Kendi içinde işlediği suçun haklı yanlarının olduğunu düşünen Raskolnikov, tefeci kadını öldürmenin toplumsal bir görev olduğunu savunur. Ancak kendi ile yaptığı iç hesaplaşmada masum bir kadının da canına kıymıştır ve bu durum gerçekten affedilemez bir suçtur. Tefeci kadının masum kız kardeşini de içinde oluşan panikle öldürmüş olması, sonsuz bir vicdan azabının kapılarını aralamıştır. 

Eserin bu bölümünden sonra başkahramanın pişmanlık sonucu suçunu itiraf edip, teslim olma düşüncesi ile tedirginliği sonucu itiraftan vazgeçmesi gibi zıtlıklar yer alır. Derin bir psikolojik analizin işlendiği romanda, her suçun cezasının çekilmesi zorunluluğunun hakim olduğu bir dünya yadsınamaz. Bu düşünceler ve toplumun dayattığı psikolojik baskılar, Raskolnikov’un da suçunu itiraf etmesini sağlayacaktır. Suçunu itiraf eden başkahraman, Sibirya’ya sürgün edilir.  Mahkeme Raskolnikov’un iyi hali, fedakâr kişiliği ve suçunu itiraf ederek teslim olmasından dolayı 8 yıl kürek mahkûmiyetine çarptırır.

Dostoyevski romanını:

 “Ama burada, yeni bir hikâye, bir adamın derece derece yenileşmesinin, yavaş yavaş yeniden hayat buluşunun, bir dünyadan bir başka dünyaya geçişinin, şu ana kadar hiç bilmediği yeni bir gerçekle tanışmasının hikâyesi başlıyor” diyerek bitirir.

Yazar, eserin sonunda bile başkahramana dair umutları bitirmez. Çünkü Raskolnikov kendisidir. Dostoyevski, kendi umutlarını bitirerek yoluna devam eden biri olmaktan korkmakta, bu yüzden ışığın görüldüğü her yola son sürat koşmaktadır. Yazar için de, Raskolnikov için de yeni bir hayat başlamıştır artık. Yapılması gereken tek şey, işlenilen suçun cezasını ödemektir. Sonrası kendiliğinden gelişecek, yeniden doğuş başlayacaktır.

********

Haftaya görüşmek ümidiyle…

By admin

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.