Bir keresi, Hindistan’ın Bombay şehrinde, Courchgate tren istasyonu ve Oval Maidan arasında bir yerdeydim. Saat akşam üzeri dört civarıydı. Karnım aç, öğlen yemeğini atlamış ve cebimde bir kuruş para yoktu. Queen’s Necklace kordonu yönünde yürümeye başladım. Bir ara, duvar dibinde yatan, kadidi çıkmış evsizin ayak ucunda bir karton parçası gördüm. Leş gibi kokuyordu ama birazdan işime yarayacağı için yine de aldım. Beş dakika sonra kordondaydım. Dalga kıran duvara oturup, kartona yazmaya başladım. ‘’Namaste! Ben Ensar. Beş aydır dünya turundayım. Desteğiniz için teşekkürler!’’ Kartonu, 70 litrelik yeşil Osprey’imin esnek, file ön cebine astıktan sonra, açlığımı bastırsın diye iki gündür termosumda duran kahvenin sonunu içtim. 

      Hazırım. Önümde, kuzeye kıvrılan üç buçuk kilometrelik, Queen’s Necklace kordonu ve dalga kıranında oturmuş binlerce Hintli. Bir o kadarı da yürüyor. 

      Başladım. Ukulelemin tellerine sertçe vurarak bildiğim G,F,Am,D notalarını rasgele çalıp, ritim tutarak yürüyorum.  İnsanların suratlarına gülümsüyorum. Bir kaç adım sonra dalga kıranda oturmuş beni izleyen, kızlı erkekli genç grubu fark ediyorum. Ayaklarımı öne atarak sergilediğim berbat dans ile bu gruba doğru iyice yaklaşıyor, önce, karşılarında dans edip, ukulelemi çalıyorum. Bu, yirmi saniye kadar sürüyor. Sonra, sırtımı dönüp, kartonda yazan yazıyı okumaları için müsade ediyorum. Bu da, on saniye kadar sürüyor. Şimdi tekrar yüzümü dönüp, başımla, kemerimde asılı duran şapkaya para atmalarını işaret ediyorum. Çok sempatik ve güler yüzlüyüm. Genç grup anlamsızca suratıma bakmaya başlıyor. Biraz utanıyorum. Ama pes etmek yok. Para lazım.

     Düşün! Hah! Sempatilerini kazanmak için, Hintli’lerin dans ederken yaptıkları kafa hareketini yapmaya başladım. Bu işe yaramştı. Genç grup, karşılarındaki beyaz gezginin hareketlerine kahkaha atıyordu. Sonra, içlerinden kırmızı renkte *sari elbise giymiş,  güzelcene bir kız yanıma gelerek şapkaya 10 Rupi attı. Günün ilk siftahı. 

     Kordon boyu ukulele çalıp insanlardan para toplamaya başlamamın üzerinden on dakika geçti. Şapkada 30 rupi var. Dur bakalım. Olacak gibi. Hedefim 1000 Rupi. Yirminci dakika. Şapkada 40 rupi var. Motivasyonum tam. Hedefim hala 1000 Rupi. Otuzuncu dakika. Şapkada 180 Rupi. İyice havaya girdim. Ritmim harika. Hedefimi 1500 Rupiye çıkardım. Otuz beşinci dakika. Şapkada 220 Rupi. Otuz altıncı dakika. Bıyıklı yaşlı Hintli adam önümü kesti. Sağından geçmek istiyorum, yol vermiyor. Solundan geçmek istiyorum, yol vermiyor. Kızgın bir şekilde bana bakıyor. Ben ise bozuntuya vermeden güler yüzle eğlenceme devam ediyorum. Otuz yedinci dakika. Adam ukulelemi tutup müziğimi durduruyor. ‘’Dur! Neye ihtiyacın var arkadaşım?! Lütfen söyle!’’ Kartonumu göstermek için arkamı dönmeye yeltendiğimde omuzlarımdan yakalayıp beni geri çeviriyor. Ardından parlayan kara gözlerini bana dikerek, bu sefer bağırarak soruyor, ‘’Söyle bana! Neye ihtiyacın var?!’’. 

   Ne yapacağımı bilemiyorum. Öylece durmuş suratına bakıyorum. Adam burnundan soluyor. Bana saldırmasından korkup, kendimi hazırlıyorum. Sol eli ile boynumda asılı ukulelenin üzerindeki elimi tutup, sağ elini cebine atıyor. Cebinden çıkardığı kağıt parçasını şapkama attıktan sonra, sakin bir ses tonu ile, ‘’Tanrı seni korusun.’’ deyip hızlıca yanımdan uzaklaşıyor. Arkasından öylece bakakalıyorum. Adamın üzerindeki paçavra kıyafetler… Saniyeler sonra şaşkınlığı üzerimden atıp, şapkaya attığı kağıdı kontrol ediyorum. Bir beşyüzlük, tam tamına 500 Rupi! Bunun anlamı; en az 15 öğün yemek… 15 öğün! Namaste deli adam.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.