Nâzım_Hikmetin_gönlünde_Pirâye_olmak

1902 yılında, Selanik’te doğmuş, ilk şiirini 11 yaşında  “Feryâd-ı Vatan” ismiyle kaleme almış, dava adamı. Aşkları, sürgünleri, hapiste yattığı zamanlarda yazdığı şiirleriyle Türk şiirine yeni bir biçim anlayışı kazandıran Mavi gözlü dev: Nâzım Hikmet Ran.

Şair ve yazar kimliğinin yanı sıra aşkları ile de isminden söz ettiren Nâzım Hikmet, ilk şiirlerinde toplumsal meseleleri ele alırken zamanla Türk şiirine yeni bir soluk getirme düşüncesi ile farklı konulara yönelir. “Romantik komunist” ismiyle de anılan şairin elbette ilk durağı aşk olacak, hayatına giren kadınları, kendinde iz bırakan duyguları mısralara dökecektir. Yaşamı boyunca aşklarıyla da ön plana çıkan Nâzım Hikmet’in bana göre büyük şair olarak anılmasının sebebi, hayatına giren kadınlar arasında “Kalbimin kızıl saçlı bacısı” olarak nitelediği Hatice Pirâye’dir. Hapiste geçirdiği süreç ve sonrasında birçok kadınla tanışan şairin kalbine kazıdığı Pirâye’de, Nâzım’dan sonra kimseyi sevememiştir.

Nâzım Hikmet’in ilk karşılaşmada aşık olduğu, uzun süren kovalamacanın ardından kalbini kazandığıdır Pirâye. Zaman içerisinde aşk-ı muhabbetleri ilerlemiş, evlilik kararıyla da bu sevgi bağı taçlandırılmıştır. Nâzım’ın “Gece Gelen Telgraf” şiirini yayınlaması üzerine, “halkı suça teşvik etmek” gerekçesiyle hakkında iki ayrı dava açılmış bu durum kurulan tüm hayaller üzerine gölge düşürmüştür. Ancak çıkan af yasası sonucu dava düşmüş, Nâzım Hikmet’in tutuklanması talebi geri çevrilmiştir. Tüm bunlar yaşanırken Pirâye ile aşkına doludizgin devam eden Nâzım Hikmet, 1932 yılında İstanbul’da dağıtılan bildiriler sebebiyle ortaya çıkan toplu tutuklama sırasında tutuklanmış, 1933 yılında Bursa’ya gönderilmiştir. Bursa’da hakkında idam istemiyle açılan dava, beş yıl hapis cezası kararıyla sonuçlanmıştır. Cezaevinden çıkan, yepyeni umutlarla dolu olan Nâzım, dışarıda kaldığı kısa sürenin ardından davaları sebebiyle yeniden hapiste, sürgünde, sevdiğinden uzakta yaşamak zorunda kalmıştır. Hapiste yattığı süreç boyunca Pirâye’ye şiirler, mektuplar yazmış, umutlarının hep taze olduğunu ve yeniden kavuşacakları günü özlemle beklediğini dile getirmiştir hep:

“Ne güzel şey hatırlamak seni,
yazmak sana dair,
hapiste sırtüstü yatıp seni düşünmek :
filânca gün, falanca yerde söylediğin söz,
                                                        kendisi değil
                                                                   edasındaki dünya…”

Yıllar geçer, şiirler yazılır, mektuplar gönderilir… Pirâye Nâzım’ı, Nâzım Pirâye’yi hasretle bekler. Ancak bir süre sonra Nâzım Hikmet, hapiste kendisini sıklıkla ziyaret etmeye gelen Münevver Berk’e gönlünü kaptırır. Evli bir kadın olan Münevver de duygularına yenik düşer, Nâzım ile aşkı yaşamaktan geri duramaz. Bir yandan Pirâye, bir yandan Münevver… Nâzım’ın kalbini ikiye böler:

“Bir gönülde iki sevda olamaz
yalan
olabilir.”

Nâzım, Pirâye’ye olan sevgisi ve saygısı sonucu, ona gönlünde biten ilişkisinin devam edemeyeceğini belirten bir mektup gönderir. Kalbinde Pirâye’nin bittiğini sanan, yeniden aşkı bulduğuna inanan şair bu ilişkide umduğunu bulamaz, bir müddet sonra çeşitli sebeplerle Münevver ile aralarındaki ilişki noktalanır. Yaptıklarının ve pişmanlığın üzüntüsünü derinden yaşayan Nâzım, Pirâye’nin kendisine yeniden dönmesi için ona mektuplar yazar:

“Pirâye’m Kızıl saçlı bacım benim,


Seni arkadan bıçakladım. Bir damlası benim damarlarımdaki bütün kana bedel kanınla boyandı ellerim. Yeryüzündeki hiçbir insan hiçbir insana benim sana yaptığım kötülüğü yapmamıştır. Bütün bunlara rağmen gel. Sana “Gel” diyecek kadar yüzsüz ve alçaksam ne halt edeyim öyleyim işte. Fakat gel.”

Pirâye, o günden sonra  Nâzım’ın mektuplarına yanıt vermeyecek, ona bir daha dönmeyecek ama yaşamının son anına kadar da onu sevmeye devam edecektir. Geriye yalnızca, bugün bile okurken o yıllara götüren, sürgün ve hapis yıllarının izlerini taşıyan Pirâye İçin Yazılmış: Saat 21: 22 Şiirleri”, mektuplar ve Nâzım’ın : “Senin adını kol saatımın kayışına tırnağımla kazıdım.” dediği şiiri kalacaktır. 

Bana göre, yaşam şartları, hapislik süreci, sürgün iki büyük aşkı ayırsa da Pirâye’nin gönlünde Nâzım hiç bitmedi, Nâzım’ın gönlünde de Pirâye durmadan büyüyen bir ağaç gibi büyüdü, kök saldı. Böylesine büyük bir aşkın bittiğine inancım hiç olmadı, çünkü bazen masallar gerçek olamasa da onun gerçek olacağına inanmak isteyen bir sürü insan vardır. 

***********

Peki, sizin gönlünüzün Pirâye’si yahut Nâzım’ı gerçek olamayacak masallara inandırabilir mi sizi? 

Haftaya görüşmek ümidiyle…

By admin

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.