spasiba_brat

Bir keresi, 2014 yazında, Rusya’nın başkenti Moskova’daydım. Bir saat kadar süren yürüyüşün ardından, tek bir şiirini bile okumadığım, sırf gitmiş olmak için gittiğim Novodeviçi mezarlığındaki Nazım Hikmet’in mezarından Kızıl Meydan’a gelmiştim. Bütün param bitmiş, meteliksizdim. Onca yürüyüşün ardından karnım da biraz acıkmıştı. Sabah Stopha’nın evinden çıkmadan önce yediğim bir tabak grechka dışında ağzıma bir lokma koymamıştım. Ama bu bir sorun değildi. Haritadan gördüğüm kadarıyla yakınlarımda bir Mcdonald’s vardı. Zaten her zaman olurdu. Orada yemek bulabileceğimi biliyordum. Kısa bir yürüyüşün ardından restoranın önüne geldiğimde, özgüvenimi toplamam biraz sürdü ama en sonunda kendimden emin içeri girdim. Bingo! Girişteki masalardan birinin üzerindeki tepside, göz açlığından söylenmiş mega boy patatesten geriye onlarca kalmıştı. Hiç şaşmaz.

   Hazineme doğru yürümeye başladım. O sırada, yandaki masanın temizliğini bitirmiş benim tepsime yaklaşan, mutfaktaki yağlı havadan siyah deri ayakkabısı küflenmiş, sağlıksız beslenmekten beli yağ bağlamış, yüzü çok güzel Rus kızı fark ettim.

   Elini tepsiye uzattığı esnada, ‘’Hey! Hey! Rica etsem onu bırakır mısın? Ben yemek istiyorum.’’ dedim. 

    Kız afalladı. Beni süzdü. Karşısında, 70 litrelik koca sırt çantası, üzerinde koyu yeşil yaprak desenli hipster montu, altında doğa desenli açık yeşil yazlık kargo kaprisi, kafasında eski tişörtünden keserek uydurduğu koyu pastel yeşil bandanası, ayağında Gürcistan’da ikinci el bir dükkandan 50 lari karşılığında aldığı koyu kahverengi Timberland botları ile bir avare vardı. Kız, halime ne gülümsedi, ne de surat astı, öylece gitti. Ben de ayakta dikilerek, iştahla hazinemi yemeğe koyuldum. Bir kaç lokma sonra iki masa ötedeki karton bardığı fark etmiştim. 

  ‘’Bakalım bakalım bardakta kola kalmış mı? Vay! En az beş yudum! Bir insan para verip aldığı hazır yemeği ne diye israf eder? Akıl alır gibi değil! Ehh tabi önce gözü doymalı insanın.’’ böyle söylene söylene elimde bardak, patateslere geri döndüm. 

    Saniyeler sonra biri seslendi. ‘’Hey, dostum. Ne diye onları yiyorsun?’’  Arkamı döndüm. Bana seslenen, cam kenarındaki yüksek masada oturmuş, şık giyimli, temiz traşlı bir gençti. Yanında arkadaşları da vardı.

  ‘’Çünkü ziyan oluyorlar.’’ diye cevapladım sorusunu.

  ‘’Eğer istersen onları yemeyebilirsin. Biz sana yemek ısmarlayabiliriz.’’ diye bir teklifte bulundu.

 ‘’Aaa çok teşekkür ederim, ama burada bedava yemek var. Masraf yapmanızı istemem. İnsanlar yeteri kadar yemek ziyan ediyorlar.’’ diye işi alaya vurdum. 

   Genç çocuk masasından kalkıp yanıma geldi. Çantamı ima ederek, ‘’Sen anlatacak çok hikayesi olan birine benziyorsun.’’ dedi.

   ‘’Öyle diyebilirsin.’’

  ‘’Gel şöyle yapalım, sen anlat, ben yemek ısmarlayayım.’’ Bu, karşısındakinin gururunu incitmemeye çalışarak söylenmiş akıllıca bir teklifti. Ayrıca sesinde neşe vardı.

 ‘’Yeahh, bak ne diyeceğim. Öncelikle eğer bana acıdığın için yemek ısmarlayacaksan, bunu kabul etmem. Çünkü etrafta yeteri kadar bedava yemek var. Ama eğer hikayelerimden birini satın almak istersen, bunu kabul edebilirim. Tabi, ücreti yemek olacak.’’ dedim.

  ‘’Tabi ki! Anlatacağın bir hikaye karşılığında sana yemek ısmarlayacağım, bedava değil.’’ dedi. 

  ‘’Anlaştık o zaman.’’ 

      Sipariş vermeye geçmeden önce çantamı oturdukları masanın oraya bırakmak istedim. O sırada çocuk ne yemek istediğimi sordu. Kendisinin karar vermesini söyledim. ‘’Tamam. Sen otur ben getireceğim.’’ dedikten sonra gitti. 5 dakika sonra iki tane Big Mac menü ile geri gelmişti. O gelene kadar arkadaşları ile biraz laflamıştık. Adlarını hatırlamıyorum. Affetsinler.

  ‘’Ee gezgin, hikaye ne?’’ diye sordu bizimki, öncesinde bir iki lokma yememe izin vermişti. ‘’Bir keresi,’’ diye başladım. Sonra burgerden bir ısırık aldım. Lokmamı bitirdiğimde, ‘’Rostov-na-Don’daydım.’’ diye devam ettim. Bir ısırık daha aldım. Lokmam bittiğinde, ‘’Beş tane gangster yolumu kesmişti.’’ diye devam ettim… İlk burgeri böyle böyle bitirmiştim. Sonra tek nefeste anımın geri kalanını anlattım. Sözlerimi bitirdiğimde, her biri şaşkın şaşkın beni izliyordu. Hallerine sırıtıp ikinci burgeri yemeğe başladım. Bana yemeği ısmarlayan Rus genç, anıdaki alt metni anlayıp sindirdikten sonra, ‘’Bu çok güzel bir hikayeydi.’’ dedi.

‘’Bu da çok lezzetli bir yemek, *spasiba brat’’ dedim.

‘’Ooo hayır, asıl sana spasiba brat.’’ diye karşılık vermişti…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.